Hucurât Sûresi’nin ayetleri üzerinde zihinsel bir yolculuğa çıkanlar şunu açıkça görür: “Sosyolojik yapıyı güzel ahlak üzerine inşa etmeyen toplumlar, dağılmaya ve kargaşaya açıktır. İç dünyası İslam’ın emrinde olmayan bireylerin, dış dünyada sağlıklı bir İslam toplumu oluşturması mümkün değildir.”
Bu sûreyi anlamak niyetiyle okuyanlar, büyük ve kıymetli değerlerle karşı karşıya olduklarını hissederler. Baştan sona güzel ahlakın inşasına odaklanan bu sûrede, zihinsel bir onarımın gerekliliği açıkça vurgulanır. Sözlerin, duyguların ve davranışların vahye göre nasıl şekillenmesi gerektiği, bu ilahi rehberlikte net bir şekilde öğretilir.
Bir müminin ayakta tutmakla sorumlu olduğu en önemli sosyal ibadet, iman zemininde kurulan kardeşliktir. Bu kardeşliğin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için, Allah’a ait hükümler risaletin rehberliğinde hayata taşınmalıdır. Mümin, huzur-u ilahide olduğunu bilmeli, duruşunu doğru belirlemeli ve sözünü ölçülü söylemelidir.
İslam’a tabi olan kalplerin en kıymetli özelliği, ilahi hükümleri sürekli hatırda tutmalarıdır. Hakikatin üzerini örtmeye çalışan çoğunluğun gürültüsünden korunmak da bu bilincin bir parçasıdır. Çoğunluk yanlışta birleşmiş olsa bile mümin doğruyu esas alır. Gürültüsü fazla diye hiçbir yanlış habere itibar etmez. Çünkü bilir ki doğru bir duruş, yanlış kalabalıklardan her zaman daha değerlidir.
Bir toplumun ıslahı sözlerin, işlerin ve hedeflerin vahye uygun olmasıyla mümkündür. Herhangi bir menfaat uğruna yanlış yapanların rızasını kazanmak için yol değiştirenler büyük bir aldanış içindedir. Vahye aykırı kurulan bütün düzenlerin aldatıcıları, çoğu zaman kalabalıkların içine gizlenir.
Peygamber Efendimiz (sav), risaleti boyunca kendisine danışan hiçbir kimseye vahyin dışında bir bilgiyle cevap vermemiştir. O, hiçbir zaman vahyin dışına çıkarak öneride bulunmamıştır. Risalet görevini yerine getiren tüm peygamberler de toplumlarını vahyin istikameti doğrultusunda şekillendirme mücadelesi vermişlerdir: “Bilin ki Allah’ın elçisi aranızdadır. Birçok durumda o sizin dediklerinizi yapsaydı işiniz kötüye giderdi. Fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu gönlünüze sindirdi, inkârcılığı, yoldan çıkmayı ve emre aykırı davranmayı da size çirkin gösterdi. Allah tarafından bahşedilmiş bir lütuf ve nimet olarak doğru yolu bulmuş olanlar işte onlardır.” (Hucurât, 49/7)
Kardeşlik, doğru zemininden kaydığı zaman çatışmalar başlar. Kardeşler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümü, vahyin rehberliğine başvurmaktır. Vahyin adaletine yanaşmak istemeyenlerin yanlışlarına karşı gerekli tavır gösterilmelidir. Yanlış yapan kişinin kimliği, konumu ya da gücü, adalet ilkesini asla gölgelememelidir. Bir toplumda adalet kişiye göre değişirse, o toplumun bozulması kaçınılmaz olur.
Adaletli olan taraf, haksızlığa set çekip mazluma rahmet olursa, bundan herkes kazançlı çıkar. Zalim bile zulmünü sürdüremez hâle gelir. Adaletle alınan her karar, hem mazluma hem de zalime iyi gelir.
İnsan, insana yâr olmalı, yara olmamalıdır. Kardeşliğin tarafları birbirini ıslah edemezse, bu durum ifsada sürükler. Hayatın hiçbir alanında boşluk yoktur, sürekli bir değişim vardır. Kardeşliğin inşasında bu değişimin mayası imandır. Nasıl ki yenen ot ve içilen su, bir dönüşümle süt, yoğurt ve yağa dönüşüyorsa, iman da insanı dönüştürür.
Kardeşliğin mayasında bulunan değerler korunursa, bu durum bütün toplumu korur. Ancak korunmayan her değer, zamanla bir ateşe dönüşür ve toplumu yakar.
Allah Teâlâ, bütün çağların insanlarına kardeşliği zedeleyecek davranışlardan uzak durmalarını emretmiştir. İman edenleri, sıradan gibi görülen bazı tavırlar konusunda ise çok sert bir şekilde uyarmıştır: “Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden daha iyi olabilirler. Birbirinizi aşağılamayın, birbirinize kötü lakaplar takmayın. İman ettikten sonra fâsıklıkla anılmak ne kötüdür! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler onlardır.” (Hucurât, 49/11)
Sosyolojik yapıyı bozan en önemli kusurların başında, kalp kıran ve gönül yarası açan davranışlar gelir. İnsanların aleyhine ortaya atılan iftiralar, zan üzerine kurulan olumsuz yakıştırmalar ve gizli kalması gereken kusurların ifşa edilmesi, toplumu derinden yaralar. Kişinin kendisine yapılmasını istemediği bir davranışı başkasına yapması, ahlaki bir çöküştür.
Günlük hayatta sıradan gibi görülen iftira, gıybet, tecessüs, alay ve küçümseme gibi davranışlar, Allah katında son derece ağır günahlardandır. Bu davranışlar, Kur’an’da kardeşinin etini yemek kadar çirkin bir tabloyla ifade edilmiştir. Böyle bir manzaranın parçası olmamak için ilahi rahmete sığınmak gerekir.
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette bundan tiksindiniz! O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” (Hucurât, 49/12)
İnsan, aynı kökten yaratılmış olmasına rağmen farklı karakterlerde var edilmiştir. Bu farklılıkları huzura dönüştürmenin yolu, dürüstlük ilkesine bağlı kalmaktır. Hiç kimsenin üstünlüğü yaratılıştan gelmez. Gerçek üstünlük, Allah katında değerli olan davranışlara sahip olmaktır. Güzel ahlakı değerli kılan da kardeşliği koruma bilincidir.
Toplumların içinde her zaman farklı davranışlar sergileyen insanlar olacaktır. Ancak kıymetli olan, İslam’a uygun ve fayda üreten davranışlardır.
Sosyolojik yapıyı bozan unsurların başında gösterişe dayanan, duruma göre değişen sığ düşünce ve davranışlar gelir. İman eden müminler ise her zaman ve her yerde toplumsal düzenin inşasında ayetlerin uyarılarını esas alırlar. İmanın bir lütuf olduğunu bilirler. Kendilerini bilmezlikten bilgiye ulaştıranın Allah olduğunu unutmadan, O’na karşı sorumluluk bilinciyle yaşarlar.
Haddi aşarak vahye iftira edenlerin bulunduğu ortamlardan uzak durmak için biraz düşünmek yeterlidir. Haddi aşanların taşkınlıklarına yüz çevirmek, kalbi korumanın önemli bir yoludur. Çünkü bütün bilgi Allah’ın ilmindedir ve bütün varlığın sahibi O’dur.
“Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir.” (Hucurât, 49/18)
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı