‘’Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’’ insanlığı kuşatan ve kucaklayan hukuki, ahlaki ve insani kurallar mı, yoksa dünyanın bazı seçkinlerini koruyan, kollayan ve gözeten bir koruma kanunu mudur?
İnsan hakları kavramı, tarihsel süreç olarak düşünce kökenleri farklı medeniyetler ve dönemlere dayansa da, özellikle 18. ve 19. yüzyıllardaki batılı düşünürlerce gündeme getirilmiştir. İnsanların doğuştan sahip olduğu temel haklar ve özgürlükler, bu dönemlerde felsefi ve politik düşünceyi şekillendirmeye başlamıştır.
Tarihsel olarak Antik çağlara kadar uzanan bu ilgi alanı İslam Dini dışında hiçbir din, anlayış, siyasi görüş, nizam ve düşünce tarafından toplumsal hayatın bir parçası haline getirilmemiştir.
İnsan haklarının uluslararası düzeyde BM de tanınması ise 2. Dünya savaşında Yahudi soykırımı sonrasına dayanmaktadır. 10 Aralık 1948’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, II. Dünya Savaşında yaşanan Yahudi soykırımının bir sonucudur.
İnsanların can ve mal güvenliği, eşitlik, özgürlük, adalet ve insan onuruna saygı’’ gibi temel haklara sahip olduğu vurgulanan bu bildirge tüm ülkeleri bu hakları kabul ve korumaya teşvik eder.
Nasıl güçlü Batılı ülkeler demokrasiyi kendi çıkar ve menfaatleri için bir Truva atı gibi kullanıyorsa, insan haklarını da aynı şekilde istediği şekil, biçim ve anlayışa uydurup şekillendirerek kullanmaktadır.
Batı medeniyetinin en belirgin özelliği kendi koyduğu ve kabul ettiği hukuk ve değerlere uymamasıdır. Tarihte böyle ikiyüzlülüğü yaşam felsefesi haline getirmiş başka bir medeniyet yoktur.
Evrensel bir değer olarak kabul edilen ve bu nedenle dünya genelinde kabul gören veya kabul gördüğü iddia edilen bu değerler pratikte hiçte öyle söylemde olduğu gibi değil, tam da onun zıttı olarak işgal, istila, sömürü ve katliamlara aracılık etmekte.
Amerika’nın keşfi ve işgalindeki soykırımlar, Afrika’nın sömürgeleştirilmesindeki katliamlar, 1.ve 2. Dünya savaşlarında işlenen katliamlar, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarıyla katledilen 100 binlerce masum insanlar, Vietnam, Kamboçya, Çeçenistan, Afganistan, Irak, Karabağ, Uygur ve diğer insanlık dışı işkence ve katliamlar, Keşmir, Filistin, Somali, Sudan, Libya, Suriye ve son olarak Gazze’de işlenen insanlık dışı soykırım, insanların yerleri ve yurtlarından sürgün edilmesi vahşi batı medeniyetinin ve Siyonist ittifakının işlediği cinayetler ve katliamlardan hiç bahsetmez. Amerika’ nın, Fransa’ nın, İngiltere’ nin, Rusya ve Çin’ in zulüm ve işkenceleri neden İnsan Haklarının konusu olmaz?
ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi AB ülkelerinin desteği, yardımı ve koruması eşliğinde faşist Siyonist İsrail rejiminin İki buçuk milyon Gazze halkının üzerine dünyada eşi benzeri görülmemiş katliam ve soykırımı neden BM’ nin gündeminde soykırım olarak tanınmaz ve bu zulmün faili devletler yaptırım maruz kalmaz?
Bu zulüm ve ihlaller karşısında neden insan haklarını savunan çağdaş, medeni batılı ülkeler (!) ve onların İslam coğrafyasındaki dolar ve petrol zengini şımarık piyonları, kuklaları, ikiyüzlü krallar, sultanlar, emirler ve diktatörler susar ve bir reaksiyon göstermezler.
2. Dünya savaşındaki Yahudi katliamından sonrası, 10 Aralık 1948’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen ‘’İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ‘’ tüm insanlığı değil Yahudileri korumak ve kollamak için çıkarılmış bir BM yalanından başka bir işlev görmemektedir.
Yahudileri korumak ve kollamak için çıkarılan bu ‘’ İnsan Hakları’’ yalanının evrensel sıfatı nerededir? Yahudi olmak, evrensel olmak mıdır? Dünyanın öteki milletleri bu evrensel kuralların neresindedir? ’’
Şurası kesindir ve pratikte de öyle uygulanmakta ve görülmektedir ki; ‘’İnsan hakları denilen şey, bir tip insanın haklarıdır. Doğrudan doğruya bütün insanlığa hitap eden bir şey değil. İnsan hakları belli bir insanı esas alır, o da; Yahudi’ lerdir. İnsan hakları demek; Yahudi hakları demektir. ’’ (İsmet Özel)
BM kanun ve hukuk tanımaz 5 kibirli, devletin alaka çıkar ve menfaatlerini korumak ve kollamak için kurulmuş ve ayakta tutmaya çalışılan Siyonist aparattır.
BM değil NATO, AB, IMF… gibi birçok uluslararası kuruluş sadece Yahudilere ve onların uşaklarına hizmet etmektedir.
Öyleyse herkes kendisine şu soruyu sormak zorunda; ‘’ Ben niye kendi BM’ mi, NATO’ mu, IMF’ mi ve İslam Birliği’ mi kurmuyor, Yahudi ve batılı ortaklarına hala kul ve köle oluyorum?
Daha ne kadar Haçlı-Siyonist ittifakına kölelik ve uşaklık yapacaksın Müslüman? Daha ne kadar… ?